- Makaleyi Paylaş
- Facebook'ta Paylaş
- Twitter'da Paylaş
- 06 January 2020, Monday 5:01
Libya’da 2011 yılının Şubat ayında isyan kışkırtmaları başlamıştı. ABD ve Avrupa’nın emperyalist güçleri, NATO aracılığıyla Libya’ya saldırmadan önce AKP Genel Başkanı “NATO’nun ne işi var Libya’da?” diye eleştirmişti. 19 Mart 2011 tarihinde NATO’nun Libya harekâtı başladı ve siyasi iktidar, emperyalist güçlerin “bu bir haçlı seferidir” dedikleri Libya harekâtına destek vermekten çekinmedi. Ülkemize karşı daima büyük özverilerde bulunan Muammer Kaddafi'nin 20 Ekim 2011 tarihinde öldürülmesine katkıda bulunup, Haçlı seferine katılarak, NATO'ya olan bağlılığımızı gösterdik. Ancak Libya'da başlayan iç savaş Kaddafi'nin ölümünden sonra hala sürüyor. Çünkü emperyalist güçler, Libya petrollerine el koymak istiyordu. Irak’ta enerjiyi ele geçiren sömürgeci güçler, aynı senaryoları Suriye ve Libya’da da uygulamak istemektedirler.
2 Ocak 2020 tarihinde Türk askerinin Libya'da görev yapmasına ilişkin tezkere için 589 milletvekili bulunan TBMM’de 509 oy kullanıldı. AKP ile MHP’nin 339, diğer muhalefet partilerinin ise 250 milletvekili bulunan TBMM’de, tezkere 184 ret oyuna karşı, 325 kabul oyla kabul edildi. Ülkemizi yönetenler, Suriye’de yaptıkları hatalardan ders alsalardı, Libya’daki iç savaşta taraf olup ülkenin bölünmesini hızlandırmak yerine, ülkenin bütünlüğünü sağlamaya çalışırlardı. Suriye’de yapılan yanlışların Libya’da da tekrarlamasının sonuçları büyük üzüntü olarak bize dönecektir.
Siyasi iktidar ve yancı ortakları, İhvancı hükümeti kurtarmak için Libya’ya asker göndermekteler. Üstelik Türkiye’nin Libya’yla sınırı olmadığı gibi, Libya’dan Türkiye’ye yönelik bir terör tehdidi de yok. Libya’daki iç savaşta Türkiye’nin taraf olmasını gerektiren bir durum kesinlikle söz konusu değildir.
Siyasi iktidar, Ergenekon ve Balyoz gibi sahte davalarla Türk Ordusu'nun yapısını bozup gücünü kırarken, öbür yandan ABD’nin isteğiyle birliklerini NATO adına Ürdün’e, Afganistan’a, Somali’ye göndermiş ve Suriye bataklığına bulaştırmıştı. ABD, şimdi Türk Ordusunu Libya’ya göndermektedir. Türk Devleti, Libya'da çatışan tarafları uzlaştırmak için çaba gösterebilir ama Libya'nın sadece %7'sini elinde bulunduran Müslüman Kardeşlerin temsilcisi adına savaşamaz. Şam'da Emevi Camisinde namaz kılamayanlar, şimdi Libya'da emperyalist güçlerin maşası olmak konumuna gelmişlerdir.
2004 yılında ABD Başkanlık Seçimlerinde Demokrat Parti’den başkan aday adayı olan siyasetçi Lyndon Hermyle LaRouche (1922-2019), 2002 yılında yaptığı bir söyleşide; “Türkiye, uluslararası askeri operasyonlarda üzerine görevler yüklenmesi sürecinde parçalanacaktır” demişti. Türkiye’nin üzerine şimdi, kendisini hiç ilgilendirmeyen bir yerde, ilişkisi olmadığı bir askeri operasyonda görev yükleniyor.
TBMM’de kabul edilen tezkerenin kullanım amaçları içinde şöyle bir ifade bulunuyor: ‘Milli çıkarlara yönelik her türlü tehdide karşı önlem almak.’ Türk Ordusu öncelikle işgal altındaki vatan topraklarını kurtarmak üzere görevlendirilir. Burnumuzun dibindeki vatan toprakları, 18 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığımız Yunan işgali altındayken Türk askerinin Libya’da ne işi var?
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin birinci öncelikli görevi Türk vatanını savunmaktır.
Vatan toprakları işgal altındayken, Libya’ya asker göndermek Türkiye’yi yeni maceralara sürüklemektir, ülkemizin gündemini değiştirmektir. Türkiye, Libya’da savaşı değil barışı desteklemelidir.
Ege Denizi’nde, İzmir, Aydın ve Muğla il sınırlarımız içinde bulunan 18 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığının, 2004 yılından beri, 15 yıldır Yunanistan tarafından işgal edilmesini sessizce ve tepkisizce seyredenler, Libya’da emperyalizmin maşası olmakta sakınca görmemektedirler. Yunanistan, işgal ettiği Türk adalarına askeri üsler açtı, uçaksavar, top, havan gibi ağır silahlar yerleştirdi. Türk toprakları Yunan işgali altındayken, Türk Ordusu’nun neden Libya’ya gönderildiği sorgulanmalıdır.
İşgal edilen Türk Adalarını gündeme getirerek, sürekli gündemde kalmasını sağlayan Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri, emekli Albay Ümit Yalım’ın üstün ve değerli gayretlerine iktidar da, muhalefet de tepki vermemektedir. Bu ulusal davamız için ne gerekiyorsa yapılmalı ve adalarımızdaki Yunan işgaline son verilmelidir.
Adalarımız işgal altındayken, ‘yerli otomobil’ safsatalarıyla toplumu kandıranlar, şimdi Libya ile yeni bir gaz alma, gündem değiştirme yoluna gitmektedirler. Emperyalizmin saldırdığı hiçbir ülke, ulusal bütünlüğünü koruyamaz, bölünmekten kurtulamaz ve iç savaştan kaçamaz. Emperyalizmi tanımadan bu topraklarda huzurlu bir yaşam sürülemez. Türkiye’nin özellikle Ortadoğu’daki hesabını bu gerçeğe göre ve tarihten gerekli dersi alarak yapması gerekmektedir.
http://www.bursaarena.com.tr/masa-olmak-makale,4007.html
MAKALEYE YORUM YAZIN

-
27.05.2020 60. Yılında 27 Mayıs 1960
-
25.05.2020 Kışkırtma..
-
18.05.2020 Çaktırma..
-
11.05.2020 Darbe..
-
04.05.2020 Haram..
-
27.04.2020 23 Nisan'dan Günümüze..
-
20.04.2020 Yangından mal kaçırmak..
-
13.04.2020 Kriz Yönetmek..
-
06.04.2020 BAĞIŞ
-
31.03.2020 Koronavirüslü Yaşam..
-
23.03.2020 Koronavirüs Üzerine..
-
17.03.2020 Koronavirüs
-
09.03.2020 Kadınlarımız
-
03.03.2020 Birkaç Tane..
-
24.02.2020 CHP'de Demokrasi..
-
17.02.2020 Kızılay'ın Düşündürdükleri
-
10.02.2020 Beraber Yürüdük
-
03.02.2020 Üniversiteler Susmaz (*)
-
31.01.2020 Gazipaşa'yı Korumak
-
20.01.2020 Voleybolcu Kadınlarımız
-
13.01.2020 Mehdi Gelecek..